Flash

6/recent/ticker-posts

TEORİNİN TEMEL İDDİASI

 


TEORİNİN TEMEL İDDİASI

Biyolojik Güç Teorisi'nin temel iddiası, XXI. yüzyılda devletlerin uzun vadeli stratejik üstünlüğünün yalnızca ekonomik büyüklükleri, askerî kapasiteleri veya teknolojik gelişmişlikleriyle değil, yaşam sistemlerini oluşturan biyolojik kaynakları koruma, geliştirme, sürdürülebilir biçimde yönetme ve yüksek katma değere dönüştürme yetenekleriyle belirleneceğidir.

Teoriye göre biyolojik güç, doğal kaynakların miktarından değil, bu kaynakların stratejik yönetim kapasitesinden doğmaktadır. Toprak, su, biyolojik çeşitlilik ve genetik kaynaklar gibi biyolojik varlıklar ancak etkin yönetişim, bilimsel bilgi, teknoloji, üretim altyapısı ve güçlü kurumsal yapılarla sürdürülebilir güce dönüşebilir.

Bu nedenle geleceğin güçlü devletleri yalnızca büyük ekonomilere, ileri teknolojilere veya güçlü ordulara sahip olan ülkeler olmayacaktır. Kalıcı stratejik üstünlük;

• Toprak Gücünü koruyabilen ve verimli kullanabilen,

• Su Gücünü sürdürülebilir biçimde yönetebilen,

• Protein üretim kapasitesini geliştirebilen,

• Gıda Kendine Yeterlilik Gücünü sağlayabilen,

• Biyolojik Çeşitliliğini koruyarak ekosistemlerini sürdürebilen,

• Genetik Kaynaklarını güvence altına alıp geliştirebilen,

• Gıda Sanayisini yüksek katma değer üreten rekabetçi bir yapıya dönüştürebilen,

• Lojistik ve Pazar Gücünü ulusal ve küresel ölçekte etkin kullanabilen,

• Biyolojik Dayanıklılığını güçlendirerek krizlere karşı direnç oluşturabilen toplumlar tarafından üretilecektir.

Bu dokuz stratejik bileşen birlikte değerlendirildiğinde, bir ülkenin biyolojik kapasitesi yalnızca gıda üretim düzeyini değil, ekonomik istikrarını, toplumsal refahını, halk sağlığını, çevresel sürdürülebilirliğini, ulusal güvenliğini ve jeopolitik etkinliğini de belirleyen temel stratejik sermaye niteliği kazanmaktadır.

Biyolojik Güç Teorisi, ekonomik güç, askerî güç, teknolojik güç ve diplomatik etkinliğin sürdürülebilirliğinin biyolojik kapasite üzerine inşa edildiğini savunmaktadır. Bu nedenle biyolojik güç, XXI. yüzyılın yeni stratejik rekabet alanını açıklayan ve devletlerin uzun vadeli güç potansiyelini yaşam sistemleri üzerinden değerlendiren yeni bir kuramsal paradigma olarak önerilmektedir.


Yorum Gönder

0 Yorumlar