Flash

6/recent/ticker-posts

TEORİNİN TEMEL VARSAYIMLARI

 


TEORİNİN TEMEL VARSAYIMLARI

Biyolojik Güç Teorisi, bir devletin uzun vadeli stratejik kapasitesinin, yaşam sistemlerini oluşturan biyolojik varlıkların korunması, geliştirilmesi, sürdürülebilir biçimde yönetilmesi ve stratejik değere dönüştürülmesiyle oluştuğunu kabul eder. Bu yaklaşım doğrultusunda biyolojik güç, dokuz temel stratejik bileşenin oluşturduğu bütünleşik bir kapasite olarak değerlendirilmektedir. Teori aşağıdaki temel varsayımlar üzerine inşa edilmiştir.

Toprak Gücü, biyolojik üretimin temelidir.

Toprak, bütün biyolojik üretim sistemlerinin başlangıç noktasıdır. Tarımsal üretim, gıda arzı ve ekosistemlerin sürdürülebilirliği doğrudan toprak kaynaklarının niteliğine bağlıdır. Bu nedenle biyolojik güç, yalnızca tarım alanlarının büyüklüğünden değil, toprağın verimliliğini koruyabilme, bozunumu önleyebilme ve sürdürülebilir biçimde yönetebilme kapasitesinden beslenmektedir.

Su Gücü, yaşam sistemlerinin sürekliliğini sağlar.

Su, yalnızca doğal bir kaynak değil, yaşamın devamlılığını mümkün kılan stratejik bir sermayedir. Tarımsal üretim, gıda güvenliği, enerji sistemleri, sanayi ve ekolojik denge sürdürülebilir su yönetimine bağlıdır. Su kaynaklarını etkin biçimde yönetemeyen toplumlar, zaman içerisinde biyolojik üretim kapasitelerini ve stratejik dirençlerini kaybetmektedir.

Protein Gücü ve Gıda Kendine Yeterlilik Gücü, toplumsal dayanıklılığın temelini oluşturur.

Bir toplumun yeterli ve güvenli gıdaya erişebilmesi, temel besin ihtiyacını kendi üretim sistemleriyle karşılayabilmesi ve özellikle yeterli protein üretebilmesi biyolojik gücün en önemli göstergelerindendir. Gıda güvenliğini sürdüremeyen toplumların ekonomik istikrarı, sosyal bütünlüğü ve ulusal güvenliği uzun vadede zayıflamaktadır.

Biyolojik Çeşitlilik Gücü ve Genetik Kaynak Gücü, geleceğin stratejik sermayesidir.

Biyolojik çeşitlilik ve genetik kaynaklar yalnızca korunması gereken doğal değerler değildir. Aynı zamanda tarımsal üretimin devamlılığını sağlayan, iklim değişikliğine uyumu kolaylaştıran, hastalık ve zararlılara karşı direnç geliştiren ve biyoteknolojik yeniliklerin temelini oluşturan stratejik varlıklardır. Bu nedenle biyolojik çeşitliliğin ve genetik kaynakların korunması, geleceğin biyolojik kapasitesinin güvence altına alınması anlamına gelmektedir.

Gıda Sanayi Gücü, Lojistik ve Pazar Gücü ile Biyolojik Dayanıklılık Gücü, biyolojik kapasiteyi stratejik güce dönüştürür.

Doğal kaynakların varlığı tek başına biyolojik güç üretmez. Gerçek biyolojik güç, bu kaynakların işlenebilmesi, yüksek katma değere dönüştürülebilmesi, güvenli tedarik zincirleri aracılığıyla ulusal ve uluslararası pazarlara ulaştırılabilmesi ve salgınlar, kuraklıklar, afetler, ekonomik krizler veya savaş gibi olağanüstü koşullarda sürdürülebilirliğinin korunabilmesiyle ortaya çıkar. Aynı biyolojik kaynaklara sahip iki ülke arasında oluşan stratejik farkı belirleyen unsur, kaynak miktarı değil, kaynakları yönetme, dönüştürme ve biyolojik dayanıklılığı sürdürebilme kapasitesidir.

Bu varsayımlar birlikte değerlendirildiğinde Biyolojik Güç Teorisi, biyolojik gücü birbirinden bağımsız doğal kaynakların toplamı olarak değil, Toprak Gücü, Su Gücü, Protein Gücü, Gıda Kendine Yeterlilik Gücü, Biyolojik Çeşitlilik Gücü, Genetik Kaynak Gücü, Gıda Sanayi Gücü, Lojistik ve Pazar Gücü ile Biyolojik Dayanıklılık Gücü arasında kurulan dinamik ve sürdürülebilir bir yönetim sistemi olarak tanımlamaktadır.

Yorum Gönder

0 Yorumlar